MALPRAKTİS DAVALARINDA KUSUR TESPİTİNİN YAPILMASI

MALPRAKTİS DAVALARINDA KUSUR TESPİTİNİN YAPILMASI
Malpraktis davaları, tıbbi hatalar veya ihmaller sonucu ortaya çıkan zararların tazmini nedeniyle açılan hukuki davalardır. Malpraktis, bir sağlık profesyonelinin (doktor, hemşire, diş hekimi, eczacı vb.) standart tıbbi uygulamalara uygun olmayan bir şekilde tedavi sağlaması ya da ihmalkar davranışlar sergilemesi sonucunda hastanın fiziksel ya da psikolojik olarak zarar görmesi anlamına gelir. Bu tür hatalar, yanlış tanı, yanlış tedavi, cerrahi hatalar veya ilaç hataları gibi durumlarda ortaya çıkabilir. Peki hekimin yanlış tıbbi müdahalesi sonucu meydana gelen zararın tazmini kimden istenir ? Aslında bu sorunun net bir yanıtı olmamakla birlikte her olayın kendi dinamikleri çerçevesinde yorum yapmak daha doğru olacaktır. Kimi zaman hastanın uyguladığı tedavinin tıbbi açıdan doğru olduğu, meydana gelen zararda hastane idaresinin sorumlu tutulması gerektiği yönünde kararlar mevcuttur. Özellikle organizasyon eksikliği sebebiyle hastanın ölmesi veya zarar alması durumlarında hekimin sorumluluğu olmadığı kabul edilmektedir. Yargıtay 3.HD’nin 20.01.2022 tarihli kararı şu şekildedir;
“…Dava, vekalet sözleşmesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.(BK 386-390) (TBK 502.506) Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK 321/1 md) (TBK 400). Doktor, hastanın zarar görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Doktor tıbbi çalışmalarda bulunurken bazı mesleki şartları yerine getirmek hastanın durumuna değer vermek, tıp biliminin kurallarını gözetip uygulamak tedaviyi her türlü tedbiri alarak yapmak zorundadır. Doktor ufak bir tereddüt gösteren durumlarda bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve orada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken hastanın özelliklerini göz önünde tutmalı onu gereksiz risk altına sokmamalı en emin yolu tercih etmelidir. Gerçekte de mesleki bir iş gören; doktor olan vekilden, ona güvenen müvekkil titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemekte haklıdır. Titiz, özen göstermeyen bir vekil, (BK. 394/1) (TBK 510) uyarınca vekâleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya bakılacak olursa dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda; Op. Dr. ... ve Op. Dr. ...'ın müteveffa ...'nın ameliyatını doğru endikasyon ile yaptıkları, ameliyat sonrası takipleri tıbbi gerekliliklere uygun olarak yaptıkları, müteveffa ...'nın kendisine uygulanan obezite cerrahisinin bir komplikasyonu olan pulmoner emboli nedeniyle hayatını kaybedildiğinin düşünüldüğü, kesin ölüm nedeninin ancak otopsi ile belirleneceği, Op. Dr. ... ve Op. Dr. ...'ın hastanın tedavisinde hekimlik uygulamaları açısından hata ve ihmallerinin olmadığı kanaati bildirilmiştir. Ne var ki; dosyada mevcut bilirkişi raporu ve ek rapor denetime ve hüküm kurmaya elverişli değildir, davacıların itirazlarını karşılar mahiyette değildir. O halde mahkemece, Üniversite Öğretim Üyelerinden oluşturulacak, (gastroenteroloji, kardiyoji, nöroşirürji, dahiliye ve genel cerrahi) konusunda uzman, akademik kariyere sahip beş kişilik bilirkişi kurulundan, davacıların itirazları da karşılanmak suretiyle davalı hastane ve davalı doktora atfı kabil bir kusur bulunup bulunmadığı, davalı hastanenin obez hastalara yönelik yeterli donanıma sahip olup olmadığı, hastanın cerrahi bir müdahaleyi kaldırıp kaldıramayacağına yönelik tetkiklerini yeterli olup olmadığı, hastanede tomografi cihazınının olmamasının tedavide eksiklik yaratıp yaratmayacağı değerlendirilerek açıklayıcı; taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece bu yönler göz ardı edilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.”
( Yargıtay 3. HD. 2021/5210 E. 2022/211K. 20.01.2022 T. )
Malpraktis davaları, tıbbi ihmalin kanıtlanması ve hastanın uğradığı zararın belirlenmesi açısından karmaşık olabilen süreçlerdir. Karmaşık olmasının yanı sıra kusur tespitinin yapılması uzun bir süreç gerektirmektedir. Yanlış tıbbi müdahale sonucu hastanın ölmesi veya zarar görmesi halinde hekimin hukuki ve cezai sorumluluğu gündeme gelmektedir.Bu sebeple doğru araştırmaların yapılması ve yargılamaya en doğru şekilde müdahale edilmesi hak kaybı yaşanmaması açısından kritik önem taşımaktadır.
Saygılarımızla
Stj. Av. Gaye AMİKLİOĞLU & Av. Selçuk ENER
Ener Avukatlık Bürosu ile +90 212 570 4046 numaralı hattımız üzerinden iletişime geçebilirsiniz!